Bir İtiraf ve Bilim Üzerine Düşündürdükleri

Elifcan Karacan

Birgün/9.11.2011

Hollanda’daki bir profesörün kendi deyimiyle ‘uydurduğu’ araştırmalar üzerinden yayınlar yapmasıyla ilgili Anadolu Ajansı kaynaklı haberi 2 Kasım 2011 tarihli gazetelerden okumuş bulunuyoruz. Habere göre Tilburg Üniversitesi Sosyal Psikoloji Bölümü’nde profesör olan bu kişi, ‘saygın’ bilim dergilerinde yayımlanan ve birçok haber programında tartışılan yüzelliye yakın çalışmasıyla ilgili başlatılan soruşturma nedeniyle bir açıklama yapmış ve “bir bilimadamı olarak başarısız olduğunu ve yaptıklarından utandığını, ancak ağır performans baskısının kendisini sahte araştırmalar yapmaya ittiğini” söylemiş (Radikal Gazetesi, 02.11.2011). Bu makaleleri inceleyen, değerlendiren kişi ve kurumların zaafları bir tarafa, hiç değilse itirafı samimi olan bu akademisyenin uydurma yayınlarına ve veri çarpıtmalarına getirdiği açıklama, gerek Türkiye’de gerekse dünyada bilim, üniversite, akademik etik gibi konular üzerine etraflıca düşünmenin zamanının geldiğini (hatta belki -hadi iyimser olmayı deneyelim- geçmek üzere olduğunu) gösteriyor. Bu ‘zavallı’ adamın itirafından da anlaşılacağı üzere o; sadece çoktandır artık etiğinden bahsetmenin zor olduğu bir bilim! aleminin içinde, çarkın bir parçası olabilmek için uğraşan ya da hiç değilse bir şekilde yalan yanlış çıktığı basamaklardan hızla tekrar düşmemek için çırpınan, örneğine çok rastlanır, sıradan bir akademisyen. O nedenle bu yazıya ilham olmakla birlikte, kendisinden ziyade içinde bulunduğu(muz) ‘bilim’dünyası ve akademik ilişkiler ağı bu yazının asıl derdi olacak.

  Devamı »

Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz?

Çünkü onlar ağırkanlı adamlardır
Değişen bir dünyaya karşı
Kerpiç duvarlar gibi katı
Çakır dikenleri gibi susuz
Kayıtsızca direnerek yaşarlar.
Aptal, kaba ve kurnazdırlar.
İnanarak ve kolayca yalan söylerler.
Paraları olsa da
Yoksul görünmek gibi bir hünerleri vardır.
Herşeyi hafife alır ve herkese söverler.
Yağmuru, rüzgarı ve güneşi
Birgün olsun ekinleri akıllarına gelmeden
Düşünmezler…
Ve birbirlerinin sınırlarını sürerek
Topraklarını büyütmeye çalışırlar.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz ?

Zonguldak’taki Maden Ocağı İşçilerine…

ZONGULDAK

Yerin derinliklerinden geldiler, ellerinde
susmak bilmeyen bir yer altı güneşiyle, ne kadar
diplere bastırılsa o kadar boğulmak bilmez yankısıyla
yüreklerinin.

Ağır ağır geldiler, karanlık sarnıçlardan sıza sıza,
sağır küplerde birike birike, yararak kaslarının içine
yuvarlanmış sızıları ve ciğerlerinde yer etmiş
ışıksız lekeleri.

Geldiler bir büyük sesin harfleriyle ağızları dopdolu,
suskun çamuru küremek için kentin gölgeli
sokaklarından, sıyırıp almak için yıllardır gökyüzüne
birikmiş pası, ovmak için isli alnını sabahın.

Anıt bildiler sıradan ve gösterişsiz bir günü, diyecek
sözleri varsa anıt bildiler, akacak bir yatağı varsa
ırmaklarının ve atacak köprüleri varsa anıt bildiler,
toplandılar o anıtın çevresine.

Sonra her gün geldiler, artarak geldiler, kadınları
çocukları ve alkışlarıyla, yoğurt mayalar gibi geldiler,
pişkin ekmekleri bölüp de paylaşır gibi, su gibi, ateş gibi.

Her gün yeni ağızlar eklendi ağızlarına, yeni
yollarla tanıştı ayakları, her gün yeni kabuklar çatladı,
yeni kulaklar işitmeye başladı söylediklerini, bir kent
oldular sonunda

ve adını değiştirdiler ülkenin.

Kemal Özer

Fotoğraf: ntvmsnbc.com

the communist manifesto

the communist manifesto

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.